Özgürlük Kimin Adına? Venezuela, Müdahale ve Yeni Küresel “Normal”

 

Özgürlük Kimin Adına? Venezuela, Müdahale ve Yeni Küresel “Normal”

Son haftalarda dünya siyasetinin merkezi Venezuela oldu. ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, ülkede kapsamlı bir askerî operasyon yürüttüğünü ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ile eşinin yakalanarak ABD’ye getirildiğini ilan etti. Maduro, New York’ta çıkarıldığı federal mahkemede uyuşturucu kaçakçılığı ve narco-terör suçlamalarıyla yargılanıyor — bu, modern uluslararası siyasette son derece sıra dışı bir gelişme olarak kayda geçti.

Maduro rejiminin otoriter, baskıcı ve Venezuela’yı derin bir siyasal ve ekonomik krize sürükleyen bir yapı olduğu tartışmasız. Ancak bu durum tek başına, uluslararası müdahalenin meşruiyeti sorununu ortadan kaldırmıyor. Bir siyaset bilimci olarak, feminist uluslararası ilişkiler perspektifinden baktığımda mesele çok daha temel bir soruda düğümleniyor:
Özgürlük kim adına, kim tarafından ve hangi araçlarla tanımlanıyor?


Bir rejimin “suç rejimi” ilan edilmesi yalnızca hukuki bir tespit değil, aynı zamanda güç ilişkilerinin somutlaşmış bir ifadesidir. Bu tanımı kim yapar? Hangi uluslararası süreçler devreye girer? Ve bu kararlar kime, hangi mekanizmalar aracılığıyla hesap verilir.

Trump yönetiminin Maduro’nun yakalandığını ve Amerika’ya getirildiğini açıklaması, uluslararası siyasette yeni ve tartışmalı normların kurulabileceğini gösteriyor. Bir devletin başka bir egemen devletin liderini askeri operasyonla alıkoyup başka bir ülkenin mahkemesinde yargılaması, geleneksel egemenlik ve zor kullanma normlarını ciddi şekilde sorgulatıyor.

Bu gelişmelerin ardından Venezuela muhalefetinin en görünür figürlerinden biri olan María Corina Machado de söz aldı. Machado, Maduro’nun yakalanmasını “özgürlüğün saatinin gelmesi” olarak nitelendirdi ve Venezuela halkının uzun süredir bastırılan iradesinin artık açığa çıkabileceğini savundu. Machado, liberal-muhafazakâr çizgide siyasal mücadelede öne çıkan bir lider olmasının yanı sıra, Nobel Barış Ödülü ile tanınmış bir kadın siyasetçidir.

Machado’nun bu çağrısı Venezuela’daki muhalif kesimler için güçlü bir moral destek sağlasa da, feminist siyaset bilimi bu yerel algıyı uluslararası müdahale araçlarıyla aynı düzlemde değerlendirmemenin önemini vurgular. Bir ulusal aktörün “özgürlük” ilanı, küresel ölçekte zor kullanma, egemenliğin askıya alınması ve güç temelli meşruiyet üretimi sorunlarını ortadan kaldırmaz

Bu noktada dikkat çeken bir başka gerçeklik de Trump yönetiminin, Maduro karşıtlığına rağmen Machado’ya temkinli yaklaşmasıdır. Bazı Amerikalı yetkililer, Machado’nın Nobel geçmişi ve sivil toplum yaklaşımını Trump’ın daha sert ve milliyetçi dış politika çizgisiyle uyumsuz buluyor. Bu da Venezuela politikasının sadece rejim karşıtlığı üzerinden değil, büyük güçlerin kendi ideolojik ve stratejik tercihlerinin ürünü olduğunu gösteriyor.

K
üresel Siyasal Tepkiler
Venezuela’daki gelişmeler karşısında uluslararası kamuoyunun tepkileri de çelişkili bir tablo çiziyor:

  • Latin Amerika ülkeleri, Maduro rejimini eleştirirken, bir devlet başkanının başka bir ülke tarafından askerî operasyonla yakalanmasının tehlikeli bir emsal oluşturduğunu vurguladı.
  • Avrupa Birliği, devletlerarası zor kullanma konusunda daha temkinli bir duruş sergiledi ve hukuka saygı çağrısı yaptı.
  • Birleşmiş Milletler, egemenlik ve barışçıl çözüm yollarının önemine dikkat çekerken, fiili müdahalelere dair net yaptırımlar uygulamaktan kaçındı.
  • Rusya ve Çin ise operasyonu açıkça “hegemonik güç kullanımı” olarak eleştirdi; ancak bu eleştirilerin çoğu, kendi jeopolitik çıkarlarını koruma motivasyonuyla örtüşüyor.


Bu da gösteriyor ki, uluslararası sistemde “özgürlük”, “meşruiyet” ve “müdahale” artık ortak bir norm üzerinde tanımlanmıyor—aynı olay farklı aktörler tarafından farklı değerlendiriliyor.

Feminist Analiz: Yöntem ile Amaç Arasındaki Gerilim
Feminist uluslararası ilişkiler yaklaşımı, dünyayı “kötü rejimler” ve “iyi kurtarıcılar” gibi basit ikilikler üzerinden okumaz. Bu tür söylemler, güç ilişkilerini görünmez kılıp müdahalenin sonuçlarını perdeleyebilir. Tarih bize bunu defalarca gösterdi: Irak’ta “özgürleştirme” söylemi demokratik bir düzen getirmedi, aksine istikrarsızlık ve normalleşmiş şiddetle sonuçlandı.

Bu nedenle feminist analizin vurguladığı temel nokta şudur: Özgürlük, yöntemden bağımsız değildir.

İstisnai güç kullanımına dayanan bir özgürlük anlayışı, uzun vadede insan onurunu, güvenliği ve uluslararası normları korumak yerine aşındırır—ve bedeli en çok kadınlar, çocuklar ve siviller öder.

Tam da bu nedenle şunu açıkça söylemek gerekiyor:
“Özgürlük, güçlü olanın mahkemesinde başlıyorsa, yarın herkes sanık olabilir.”


Bugün Venezuela’da yaşananlar yalnızca bu ülkenin geleceğine dair değildir. Aynı zamanda uluslararası sistemde hangi yöntemlerin kabul edilebilir sayılacağına, hangi aktörlerin “haklı müdahale” yetkisini kendilerinde görebileceğine dair güçlü bir emsal oluşturmaktadır. Eğer özgürlük iddiası seçici biçimde ve güç temelli olarak tanımlanıyorsa, ortaya çıkan şey daha demokratik bir dünya değil, daha az kurallı bir dünya olabilir.

Belki de artık şu soruyu daha açık ve daha yüksek sesle sormamız gerekiyor:
Bir rejimin düşmesi değil, onu düşürme biçimi dünyayı gerçekten daha özgür mü kılıyor, yoksa daha güvensiz mi?


Doç. Dr. Zeynep Banu DALAMAN

Resim
X